Müslümanlar olarak, çok büyük problemlerle karşı karşıya bulunuyor, ciddi günler yaşıyoruz.
Yunanistan’ın Türkiye aleyhinde ne entrikalar çevirdiği, ne çılgın maceralara heveslendiği gün gibi âşikâr; Ermeniler’in küstahlık ve cüretkârlıkları ortada; Bulgaristan’da fecî olaylar cereyan ediyor; İran-Irak savaşı çılgınlık derecesine vardı; Afganistan’da hükûmet ve işgal kuvvetleri, mücahidlere karşı saldırıya geçti; İsrail Lübnan’da müslüman köyleri basarak katliamlar yapıyor; Uzakdoğu’da ve Afrika’da nice zulümler, gadirler... Dünyanın her yerinde müslümanlar dertli, esir, ezilmekte, çiğnenmekte...
Bu niçin böyle?
İdealleri o denli yüksek, ideolojileri o kadar canlı, sağlam ve dinamik olduğu halde... Nüfusları yüz milyonları, hatta bir milyarı bulduğu; iş gücü, bilgi ve teknoloji birikimi sağlandığı; üniversiteleri, fabrikaları, orduları var olduğu halde...
Dünyanın en güzel iklimlerinde, bakir zenginliklere sahip, jeopolitik kıymeti haiz kıymetli topraklarda yaşadıkları halde...
Teknolojinin can damarı madenlere, medeniyetin kanı petrole, finansmanlar için gerekli para gücüne, beslenme için lüzumlu zirai imkânlara ve sair gıpta edilecek varlıklara sahip oldukları halde...
Nasıl oluyor da müslümanlar bu kadar mağdur, bu kadar perişan, bu kadar yoksul, bu kadar makhûr? Olur şey değil doğrusu! Bu duruma akıl erdirmek ne kadar güç ya Rabbi!
Bütün bu dertlerin tek ve kesin bir çaresi vardır: İttifak.
İzzet ve şevketimiz, ihtilafa düşüp birbirimizle çekiştiğimiz için –ilahî bir ceza olarak– bizden alınmış, yerini zillet ve meşakkate terk etmiştir. Bizi tedip için düşmana fırsat ve ruhsat çıkmıştır.
Ey müslüman, dininin özüne dön, din kardeşinle barış, ihtilafı aradan kaldır, diğer kardeşlerinle birlik ve beraberliği sağla, sabır ve sebat et ki nihaî zafer senindir.
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.34
*